Kategoriler
Sayfalar
Yeni İçerikler
 
SEN YOKTUN-ŞİİR
Ey Rabbimiz!
Rasulünü anışımızdan haberdar et!
O'na binler salât, binler selâm!
Bizi affet
Onun hatırına affet
Zatının hatırına affet.

Sen yoktun...

Hz. Adem'deydi nurun

Önce cenneti

Sonra yeryüzünü şereflendirdin.

Âdem nuruna affedildi

Arafat bu affa şahitti

 

Sen yoktun

Nuh'un gemisindeydi Nurun...

Dalgalar yeryüzünü boğarken

Toprağın bağrındaki su

Gökyüzüyle buluşurken

Ve bu bir ilahi azap derken,

Allah nurunu taşıdı bin bir sebeple

Tufan, nurunu selamladı edeple...

 

Sen yoktun...

Hz. İsmail'in alnındaydı Nurun

İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden

"Rabbimiz" dedi,

"Onlara kendi içlerinden

Senin ayetlerini okuyacak

Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,

Onları temizleyecek bir elçi gönder,

Amin dedi on sekiz bin alem

Nurunla aydınlanan minicik elleri semaya kaldırarak

Amin dedi İsmail.

Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı

Medine'den adı Uhud olan bir amin yankılandı Sevr dağında.

 

Sen yoktun...

Hz. İsa "Ahmed" diye muştuladı seni

Alemlerin Efendisi diye sana seslendi.

Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..

Çünkü bu alemin reisi geliyor...

Bekleyin Ahmed geliyor.

Kainata rahmet geliyor.

Havarilerin yüzünü okşayan,

Ölüleri dirilten bir nefes oldun

Ama sen yoktun...

 

Sen yoktun Sultanım,

Hz. Abdullah'ın alnındaydı Nurun

Başı eğik gezerdi mazlum

Kuteyle seni göklerden sorardı

Varaka seni arardı semada

Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.

Ağlayarak süslediler hep ölüme...

Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.

Sen yokken,

Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.

Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.

Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...

En son çocuk atılırken çukura

Annesinin suretinde bir melek tuttu onu

Ve tebessüm ederek Hira Nur dağını gösterdi.

Melekler süslüyordu Hirayı.

Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur,

Efendisine hazırlanıyordu Mekke.

Alem Efendisine hazırlanıyordu

Kainatın gözü Hz. Amine'deydi.

Toprak yalvarıyordu Rabbine,

Allah'ım gönder artık onu diyordu.

Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada

 

Ve bir gelişin vardı Ya Rasulallah,

Bir inişin vardı yeryüzüne...

Önünde Cebrail!

Ardında yalın kılıç melekler!

Bir inişin vardı yeryüzüne...

Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de

Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

 

Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.

Her şey sus pus olmuştu.

Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu ay!

Kainat bir isim duymak istiyordu.

Ve bir ses yükseldi Amine'nin evinden;

Muhammed!

Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.

Muhammed!

Melekler öptü o nurdan ellerini.

Muhammed!

Seni yaratan Allah'a kurbanız Ey Dürri Yekta!

Sana o adı veren Rahmana kurbanız

 

Artık sen vardın

Susuz topraklara rahmet indi seninle

Annenden sonra anne Halime sevindi seninle

Yağmura mı ihtiyaç var?

Kaldır şahadet parmağını,

Yağmurları salsın Allah.

Sonra tut ağacın yaprağını,

Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.

Yeter ki sen iste,

Sen iste Ya Rasulallah

De ki ben kimin?

Dağlar, taşlar dile gelsin,

Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,

Ente Rasulullah desin.

 

Sen vardın

Bedir kârdı,

Uhud dardı

Hendek yârdı.

Yiğitlerin vardı.

Ölmek için yarışan yiğitler...

 

Hele bir Enes'in vardı senin.

Enes bin Malik...

Uhud'ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,

"Niye burada oturuyorsunuz?" diye sormuştu.

Onlar da,

"Allah'ın Rasulü öldürülmüş" deyince

Enes kükremiş:

"Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?

Kalkın ve O'nun gibi ölün!" demişti.

Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.

Hem de ne şehit Ey Nebi!

Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.

Kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...

 

Musab bin Umeyr'in vardı senin.

Uhud'ta sancağını taşıyan.

Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki

Allah o gün melekleri Musab'ın suretinde indirdi.

 

Ebu Hüreyre'n vardı...

Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.

Sen anlardın,

"Ya Ebâhir gel!" derdin.

 

Ve sen gittin...

Bir gidişle gittin

Ardında hüznün kaldı.

Hasretin kaldı göklerde.

Bilal ezan okuyamaz oldu

Ne zaman teşebbüs etse

Muhammed Rasulullah demeye

Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.

 

Sonra günler ay,

Aylar yıl oldu.

Ve asırlar oldu

Sensizliğe açtık gözlerimizi.

Ama sen bırakmazsın bizi.

Sen varsın ey şehitlerin sultanı

Sen varsın!

Bir şehit bile ölmezken

Sana nasıl yok deriz.

Ebu Talip Şam'a giderken devesinin önüne geçip

"Beni burada kime bırakıp gidiyorsun?" demiştin.

"Ne anam var ne babam..."

Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden.

 

Sensizliğin ızdırabı ile inleyen ümmetini

Kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasulallah!

Bırakma bizi ki; Allah;

"Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz"

Buyuruyor.

Bırakma bizi!

Hayatı seninle öğretti Rahman.

Kulluğu seninle tanıdık.

Duayı senden öğrendik sevgili!

Hz. Ömer umre için senden izin isteyince,

"Kardeşçik" dedin ona,

"Kardeşçik duanda bana da yer ayırır mısın?"

Bizler Ömer değiliz ama

Bütün dualarımız senin için

 

Ey Rabbimiz!

Rasulünü anışımızdan haberdar et!

O'na binler salât, binler selâm!

Habibine Makam-ı Mahmut'u ver

O'na vesileyi lütfet.

O'nu Refik-i Alâya yükselt

Bizi de affet

Onun hatırına affet

Zatının hatırına affet.

Tarih : 2008-05-25 - Okunma : 2770
EFENDİM (SAV) kategorisine ait diğer içerikler
YAĞMUR-ŞİİR
SEN YOKTUN-ŞİİR
EY İNSAN
VARLIĞIMIN SEBEPLER ÖTESİ SEBEBİM
MEVLİD KANDİLİNE VE KUTLU DOĞUMA HAZIRLIK
MEVLİD KANDİLİ YAKLAŞIRKEN
EFENDİMİZİN (SAV) DOĞUMU
BEYAZ DİLEKÇE
ŞEMAİL
HADİSLERLE ÖĞÜTLER
Listenin tümü >>
 
Site İçi Arama
Site Menü
Çok Okunan İçerikler
Link Arşivi
İçeriği Paylaş

www.kurankurslari.com
Sitede bulunan tüm içerikleri kaynak göstererek kullanabilirsiniz
Code By huzurevi | asilweb