Kategoriler
Sayfalar
Yeni İçerikler
 
Hafız Hasan AKKUŞ
Hafız Hasan AKKUŞ
Kurra Hafız Hasan AKKUŞ HOCA Efendi

Merhum Kemal Güran’ ın;” Yabanabad’ ın yetiştirdiği en büyük Kur’ an okuma üstadı” olarak tanımladığı Hasan Akkuş, Osman ve Kezban’ ın çocuğu olarak 1885 de Kızılcahamam Gürcü (Beşkonak) köyünde doğmuş.

Kurra Hafız Hasan AKKUŞ HOCA Efendi

Merhum Kemal Güran’ ın;” Yabanabad’ ın yetiştirdiği en büyük Kur’ an okuma üstadı” olarak tanımladığı Hasan Akkuş, Osman ve Kezban’ ın çocuğu olarak 1885 de Kızılcahamam Gürcü (Beşkonak) köyünde doğmuş.

İlim hayatında, babasının 1889 da İstanbul’ a çalışmaya gitmesi önemli bir rol oynamış. Hem de henüz 4 yaşındaki oğlu Hasan’ ı atının eyer heybesine koyarak Ankara’ ya, oradan da trenle İstanbul’ a.

 

Merhum Kemal Güran’ ın;” Yabanabad’ ın yetiştirdiği en büyük Kur’ an okuma üstadı” olarak tanımladığı Hasan Akkuş, Osman ve Kezban’ ın çocuğu olarak 1885 de Kızılcahamam Gürcü (Beşkonak) köyünde doğmuş.

İlim hayatında, babasının 1889 da İstanbul’ a çalışmaya gitmesi önemli bir rol oynamış. Hem de henüz 4 yaşındaki oğlu Hasan’ ı atının eyer heybesine koyarak Ankara’ ya, oradan da trenle İstanbul’ a.

Babası Hacı Osman efendi her nasılsa, Eminönü Arpacılar camiinde müezzinlik yapmış. Yukarı Kise köylü Hafız Ali Osman Atakul’ un naklettiğine göre, Hacı Osman efendi bir hafızlık cemiyeti gününde vefat etmiş. Oğlu Hasan hoca da cenaze işlerinin bir bölümünü öğrencilerine havale ederek yine de bu hafızlık cemiyetinde bulunmuş.

İlk dini bilgilerini babasından alan Hasan hocanın gençlik yılları Sirkeci’ de geçer. İlkö öğrenimini Hamidiye mektebinde tamamladıktan sonra Eyüp Kızılmescid camii imamı Hafız Hüsnü efendiden hafızlık dersleri almış.

Daha sonra Ayasofya Merkez Rüşdiyesine (Ortaokul) girip buradan 1912 de mezun olur. Buradan medresenin yüksek kısmına devam etmeye başlayıp aynı zamanda dini hizmetleri de ifa etmeye başlayarak 1913 de Çemberlitaş Dizdariye camii müezzinliğine atanır.

Çok geçmeden 1. Dünya savaşı başlayıp ülkede genel seferberlik ilan edilince askere alınıp Yemen cephesine gönderilir. 1.Fırkaya bağlı İstihkam bölüğünde yedek subay olarak görevli iken İngilizlere esir düşer. Bu acı günleri yaşarken, esaretten kurtulduğu takdirde bütün gücünü Kur’ an hizmetine adayacağına dair söz verir.

Savaş 1918 de bittiğinde esareti de sona eren Hasan hoca İstanbul’ a dönüp Dizdariye camii müezzinliğine devam eder. Ancak medrese eğitimini tamamlayamaz.

1923 de Galata Arap camiine, 1926 da ise Nuruosmaniye camii imam-hatipliğine  atanan Hasan Akkuş hoca bu yıllarda Seher hanım ile evlenir ve Hayrunnas, Hayrunnisa ve Osman isimli çocukları doğar.

2. Dünya savaşı sırasında 1940 da yeniden silah altına alınıp bu sefer Doğu cephesine gönderilen Hasan hoca bir yıl kadar yedek subay olarak görev yaptıktan sonra terhis edilipİstanbul’ a, görevine döner.

Bundan sonra, verdiği hizmet sözünü yerine getirebilmek amacıyla, Tabak camii imam-hatibi ve reis-ül Kurra Hacı Hasan efendiden “Seb’a” ve “Aşere” seviyesinde Kur’ an okuma dersi alır.

Ülkemizde din üzerinde sıkı denetim ve hatta baskı uygulandığı yıllarda sorumluluğu gereği ücretsiz ve idarenin de bilgisi dışında Nuruosmaniye camiinin bir köşesinde Kur’ an öğretimine başlamış.

Böyle bir dönemde Diyanet işleri başkanı Rıfat Börekçi hoca hastalanıp İstanbul Cerrahpaşa hastanesine getirilip tedavi altına alınır. Zamanın din görevlileri, Menemen hadisesi bahane edilerek din adamları üzerindeki baskı ve tutuklamalara karşı yeterli tepkiyi veremediğinden dolayı Rıfat Börekçi’ ye kırkın olup, bu sebepten kendisini ziyaret etmezler.

Hasan Akkuş ise arkadaşı Ayasofya camii imam-hatibi İdris Okur hoca ile gidip Rıfat Börekçi’ yi ziyaret eder. Hatta taburcu olmasından sonra hastalığının nekahet döneminde lojmanında bir süre misafir eder.

Bu dönemde Hasan hoca talebelerle derse devam ederken, Rıfat Börekçi hoca ansızın onun ders yaptığı yere giriverir. Hemen telaşla Rıfat Börekçi’ nin ellerine sarılınca, baskına uğradıklarını sanan öğrenciler oraya buraya kaçışmaya başlar. Hasan Akkuş talebeleri sakinleştirerek yerlerine oturtur ve Rıfat Börekçi’ye dönerek şunları söyler:

-Bak efendi hazretleri ! Allah’ tan korkuyoruz, bu talebeleri okutuyoruz. Sizden korkuyoruz, kaçacak yer arıyoruz. Allah rızası için buna bir çare bulun.!

Bu sözler karşısında Rıfat Börekçi hoca tam bir siyasetçi ağzı ile:

Hele Ankara’ ya varalım da, bizim Kemal (Atatürk) ile bir görüşeyim, diye cevap verir.

Oradaki Kur’ an derslerini bir süre takip eden Rıfat Börekçi, Ankara’ ya dönünce bu sözünü unutmaz ve Hasan Akkuş hocanın İstanbul ikinci hafız öğreticiliğine atanmasını sağlar. Bu şekilde hizmetini resmileştirmiş olur.

1926-40 arası 16 yıl Kur’ an öğretimi sırasında öğrencilerini de camiin müştemilatında barındırmıştır. Fakat zamanla yer yetmediğinden uzun mücadeleler sonunda önce Nuruosmaniye camii vakfı mütevelli odasını, sonra da külliyenin 12 odasını yurt olarak Kur’ an öğrencileri için kiralamayı başardı ve ülkede ilk yatılı Kur’ an kursu faaliyetini gerçekleştirdi. O günün parası ile buraların restorasyonu için 25.000 TL harcamış.

Kur’ an tilaveti sırasındaki uslübü ve ünvanı Anadolu’ ya o kadar yayılmıştı ki, hemen bütün cemiyetlere çağrılır olmuştu. Hatta İstanbul’ a gelen ticaret erbabı, onun arkasında namaz kılıp sesini dinleyebilmek için Mahmutpaşa ve Sirkeci’ deki otellerde kalırmış.

En verimli olduğu 1950-60 arasında çalışmalarına çok hız verir. Kore şehitleri için okunan Mevlidin duasında sarf ettiği; ”Allah bu Rus milletini kahretsin!” sözü toplumu galeyana getirmiş ve bu yüzden Diyanet İşleri başkanı A. Hamdi Akseki epey zorda kalmıştır.

1960 darbesinden sonra imam-hatiplik ve Kur’ an öğreticiliği aynı kişinin uhdesinde kalması yasaklanınca, yorgun olduğu için imam-hatipliği tercih ederek, 1970 yılına kadar sürdürdü.

Hasan Akkuş hocanın Nuruosmaniye dershanesi

Fiziki görünüm olarak orta boylu, beyaz yüzlü ve pehlivan yapılı olan Hasan Akkuş hoca şakacı bir huya sahip olup aşırı ciddiyeti sevmezdi ve dostları ile sık sık şakalaşırdı. Mesela arkadaşı Hafız İdris okur ile yolda giderken çocuk gibi ona çelme takıp sendelemesine sebep olurmuş.

Asla hayalci değildi ve gerçekleşme şansı olmayan fikirlere değer vermezdi. Cömert birisi idi, yemeyi ve yedirmeyi severdi.

Tebliğin genele yayılması prensibinden hareketle herkese eşit mesafede idi. Bir gün içkili bir lokantanın önünden geçerken, kendini tanıyan bir gurup sarhoş ondan gazel okumasını isteyince onları kırmaz ve hemen elini kulağına götürüp isteklerini yerine getirir. Bunu eleştiren arkadaşlarına ise şöyle karşılık verir:

 -Ne yapalım, Yüze Allah ezelde insanların kaderlerinde bölüştürme yaparken hafifliği bana, ağırlığı da Ayasofya imam-hatibi İdris Okur’ a vermiş.

Bu olaydan bir süre sonra Hasan Akkuş hocayı bir Cuma hutbesinden dolayı emniyete çağırmışlar. Korkan cami cemaati fazla ilgilenemediği halde, olayı duyan bu sarhoşlar hemen karakola gidip hocaefendinin serbest kalmasını sağlamış.

Yine yolda yürürken, Beyazıt esnafından bir kaçının isteğini kırmayıp hemen oracıkta birkaç sure okuması unutulmaz anılarından.

Aynı zamanda sanata ve güzel sese de aşık olan Hasan Akkuş hoca gençliğinde Tepebaşı gazinosuna Safiye Ayla, Hafız Burhan gibi sanat erbabını dinlemeye gidermiş. Bu durum müftüye şikayet edilip müftü kendisini çağırınca hemen orada istifasını yazıp vermiş. Müftü de şaşırıp; “Bildiğini yap” diyerek göndermiş.

Kızılcahamam ve köyünden küçük yaşta ayrılmasına rağmen memleketini unutmaz ve zaman zaman ziyaret ederdi. Bu ziyaretlerinden birinde, bölgesinin çocuğu Ali Osman Atakul’ u keşfedip İstanbul’ a götürmüş ve hem öğrenimini hem de bakımını üstlenmiş.

Hasan Akkuş hocanın kabri

 Aynı şekilde Göynük’ deki dünürünü ziyareti sırasında da meşhur hafız İsmail Biçer’ i keşfedip İstanbul’ a götürür. Orada Abdurrahman Gürses hocanın öğrencisi olan İsmail Biçer vefat ettiği en verimli çağına kadar ülkenin sayılı hafızları arasındadır.

Bir özelliği de öğretimde “kalfalık” metodu yerine, öğrencileri ile bizzat meşgul olmasıdır. Uyguladığı grup metodu ile çok zor olmasına rağmen aynı anda birkaç öğrenciyi dinleyip değerlendirecek kadar yetenekli ve hizmet aşığı olduğu görülüyor.

Görüldüğü gibi hizmetle dolu dolu bir hayat geçiren Hasan Akkuş hoca, 8 Ocak 1972 de 87 yaşında iken Allah’ ın rahmetine kavuştu. Cenaze namazı Nuruosmaniye camiinde dostu Abdurrahman Gürses tarafından kıldırılıp. Çok geniş bir katılımla kılınan namazdan sonra sevenlerinin omuzlarında Levent Zincirlikuyu mezarlığında defnedildi.

Allah kendisine rahmet eylesin.

Tarih : 2010-06-23 - Okunma : 7972
YILDIZ ŞAHSİYETLER kategorisine ait diğer içerikler
Hafız Hasan AKKUŞ
Abdurahman GÜRSES
Gönenli Mehmet Efendi
Kurra Hafız Aşık KUTLU Hoca Efendi
Listenin tümü >>
 
Site İçi Arama
Site Menü
Çok Okunan İçerikler
Link Arşivi
İçeriği Paylaş

www.kurankurslari.com
Sitede bulunan tüm içerikleri kaynak göstererek kullanabilirsiniz
Code By huzurevi | asilweb